Biriktirdiğimizi sandığımız geçmiş , ufalanıp gider avuçlarımızda.
’ sonra ’ da kaybeder anlamını ’ önce ’ nin ardından.
Bir mum ışığından yansıyan gölgeye dönüşürüz.
Böyle günler , uygun değildir aslında yaşamaya.
Ama yaşarız.
susma hakkımı kullanıyorum artık, tüm yargılamalarınız, teessüfleriniz, benliğime dair tereddütleriniz, şüpheleriniz, hoşnutsuzluklarınız karşısında. beni ben olmaktan çıkaran tüm tavsiyeleriniz, kendi yolunuzu bile bulamazken o bilinemeyen yola beni çekme uğraşınız karşısında susuyorum uzun uzun……
MyLife
Sus Artık Sesim…
Kendimizi olduğumuzdan başka biri sanarak yaşarız hepimiz ama bir yanımız aslında kim ve ne olduğumuzu hep bilir, bütün hayatımız da, gerçekleri söyleyen içimizdeki o haini susturmaya uğraşmak, onu yatıştırmaya çabalamak ve kendimizden kaçmakla geçer.
Hayatın ne…
Ruhunu yitiren dunya…
maddenin manaya galebe çaldığı tuhaf bir zaman dilimindeyiz. şehrin her köşesinden yükselen seslerin koca bir gürültüye dönüştüğü, sözcükler havada uçuşurken anlamın kimseye isabet edemediği karanlık günlerin beşiğindeyiz…
dayatılmış yaşam formlarının dışına çıkanlara deli gözüyle bakıldığı; tutkularından azade bir yaşamın yüceltildiği, sevginin ve aşkın kalbin gereksiz gerilimleri addedildiği ruhsuz dünyanın biçare neferleriyiz. hayatın küçük mucizelerine tanıklık etmek, sessizliğin sesine kulak kabartmak, tefekküre dalmak, kendi derinliklerimizden insanlığa ulaşmak, ruhun dehlizlerine sefere çıkmak aylaklık emareleri sayılıp tehlike arz ediyor kaba kalabalık nezdinde.
farklı bir dünya yaratamaz mıydık oysa?
bu köhneleşmiş zihniyetin, soytarılığa varan ciddiyetin, katı mantık kuralları ile işleyen hayatın iç dinamiklerinin köküne dinamit yerleştirip yerle yeksan oluşunu izlerken yıkıntılar arasından yeni bir “ben” doğuramaz mıydık?
o kaosun, o sonu gelmez gürültünün, her geçen gün kendini aşarak yükselen öfkenin kaynağını dışımızda arayıp, hedef olarak ötekini gösterdikçe, bir başkasının acısından kendimize mutluluk devşirdikçe yakında nefes alınacak bir alan bile kalmayacağının yeryüzünde farkına varamıyor muyuz hala?
toplumsal cinnetimiz ancak herkesin ben nerdeyim, ne yapıyorum, varoluş gayem nedir, bu cehennemin ortasında ne arıyorum sorusunu sorduğunda son bulacak. insana dair tahammülümüzü yitirdik, inancımızı tükettik ama hala bir umudumuz var, farklı bir dünyaya, farklı zihinlere,farklı yaşam formlarına dair, sadece umut var elimizde.
son kalemiz umudumuz…
yaşamak için tek dayanağımız…
Bab-ı Esrar
Bir kafes, kus aramaya cıkmıs / Franz Kafka
Bir kafes, kuş aramaya çıkmış
Bulmuş da kuşları, hem de birçok… Öyle çok kuş girmiş ki kafese, kafesin dışında kalanlar kendilerini tutsak ve yalnız hissetmeye başlamışlar. Kafesin içi sıcakmış, güvenliymiş, içindekiler zamanla unutmuşlar önceden özgürce yaşadıklarını… Dışarı çıkmak istemiyorlarmış, duvarları zorlamak akıllarına bile gelmiyormuş. Hâlbuki açıkmış kafesin kapısı, hani o kendi istekleriyle girdikleri kapı…
Özgürlük kelimesini bazen dışarıda uçan kuşlardan duyuyorlarmış; dışarıdakiler istiyorlarmış ki içeridekiler de onlar gibi özgür olsun, uçsun, yaşamın tadını çıkarsın, korkarak yaşamasınlar. Fakat içeridekiler özgürlük denince delilik anlıyorlarmış. Özgürlük de neymiş canım, dışarıda istediğin gibi uçacaksın da ne olacak? Aç mı tok mu olacaksın belli değil, hele bir de her an bir yırtıcı kuş tarafından yemek yapılma korkusu… Yok yok, özgürlük hiç de onlara göre değilmiş. Onlar burada kalsınlarmış, yemekleri varmış, yırtıcı kuş tehlikesi falan da yokmuş. Tamam, hareket alanları biraz kısıtlıymış, her istediklerini de yapamıyorlarmış; olsun canım, dışarıda olup yalnız kalmaktan iyidir ya.
Bu arada dışarıdakiler de artık kafesin içindekileri ikna etmeye çalışmaktan vazgeçmişler. Kendi hayatlarını yaşamaya koyulmuşlar. Sayıları gerçekten de çok azmış; bazılarını yırtıcı kuşlar kapıp götürürken, bunu gören bazıları da kafese girmeye karar veriyormuş. Kafes gelen herkesi kabul ediyormuş zaten. Hayal kırıklığına uğrayan dışarıdakilerin yapacak bir şeyi yokmuş. Savaşmaktan, mücadele etmekten başka… Onları cezbeden neymiş, kim bilir… Özgür olmak diyorlarmış onlar, kendin olmak, saf katışıksız… Birilerini memnun etme kaygısı olmadan… Bir şeyi yapacaksa kendisi için yapmak, sevecekse kendisi için sevmek… Bir kafesin yarattığı kurallara değil, kendi iç dünyasının yarattığı kurallara uymak… Uçmak istediği zaman uçmak… Gitmek istediğinde gitmek…
Kafesin içindekiler sanıyorlardı ya, yırtıcı kuşlar onları alıp götürmez diye, bilmiyorlarmış ki kafesin kapısı açık duruyor. O kadar kendilerinden eminlermiş, kafese o kadar güveniyorlarmış ki kendi girdikleri kapının açık olduğunu da unutmuşlar.
Bir gün bir kartal çığlığı duyulmuş uzaklardan. Özgür kuşlar kaçıp saklanmışlar, onlar için yeni bir şey değilmiş zaten, alışkınlarmış tehlikelerden kurtulmaya. İçeridekiler- özgür olduklarının farkında olamayanlar- hiçbir şey yapmadan beklemişler gelip geçmesini.
Kafesin kuşlarla dolu olduğunu gören kartal bir hamlede aldığı gibi yere atmış kafesi. Ne olduğunu anlayamayan kuşlar oldukları yerde kalakalmışlar. İşin kötüsü uçmayı da unutmuşlar, kaçamamışlar. Kartal “iyi ki koymuşum bu kafesi buraya” diye düşünmüş. O ve arkadaşlarını oldukça güzel bir akşam yemeği bekliyormuş şimdi.
Kafesi yerine kaldırmış kartal, ne de olsa buraya gelecek kuşlar olacakmış yine.
Kafes, yeniden kuş aramaya çıkmış. Yeniden, yeniden…
Franz Kafka
Ben bıraktım artık insanları anlamayı, yoruldum, sıkıldım, bıktım! Anlamaya çabaladıkça boğuldum, hırpalandım, harcandım. Ben anlamaya çalıştıkça giderek daha da anlamsızlaştılar. Çok zor değildi bana göre… Belki de çok zordu bilmiyorum..
Ne anlayabildim ne de anlatabildim.. Artık tek bildiğim buna uğraşmayacağım, sadece kendimi anlamak istiyorum bu saatten sonra, herkesi kendi haline bırakıyorum…
Anla(ma)mak / MyLife
Biz’e dair..
Hayatın ağır aksak yollarında ilerlerken okuduklarımızla, izlediklerimizle, duyduklarımızla, biraz da gördüklerimiz ve sınırlı imkanlarımız dahilinde yaşam adını verdiklerimizle heybemizi doldurduk. Sözcükler hep yetersiz kalır ya olduğu kadarıyla omzumuzdaki yükten sızanları yazıp çizeceğimiz bir alanımız olsun istedik.
Bab-ı esrar, zeytinli.kek, MyLife